24 Mayıs 2013 Cuma

Ege Aydan'la kendisi ve Behzat Ç. hakkında konuştuk.

 Teşekkürlerimle..


Bugüne kadar rol aldığınız projeler içerisinde en çok benimsediğiniz ve oynamaktan keyif aldığınız karakter hangisidir?
Ne yalan söyleyeyim hepsine aynı özeni, sevgiyi gösteririm ama sonuncusu hep en sevdiğim kalır. Yerine yenisi gelince eskisi silinir.

Peki keşke bu rolde oynamasaydım dediğiniz bir karakter oldu mu?
Oyunculuğu sahne üstü ve kamera önü olarak ikiye ayırsak bu soruya derdim ki; tiyatroda böyle bir derdim hiç olmadı. Televizyon dizilerinde benzer roller gelince bazen böyle düşündüğüm olur zira bir dizinin gelecek bölümlerini asla bilemezsiniz. Ölenler dirilebilir, ana karakter ölebilir. Televizyon ticarettir. : )

Biz izleyiciler olarak doyamadık.. Behzat Ç.'nin artık sinemada devam edecek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kesinleşmiş bir şey değil. Sadece bir sinema filmi çekilecek ama her ay bir tane çekme projesi dünyada bir ilk olur ama bunun nedenleri mutlaka konuşulmalıdır.


Şevket Ç. ani tepkiler veren samimi bir karakter siz de yaşamınızda verdiğiniz tepkilerde Şevket Ç. ile benzerlik gördüğünüz oluyor mu?
 Bilmem belki zaman zaman oluyordur. Bütün roller oyuncunun dağarcığında bir yerde durur yeri geldikçe dökülür.


Bugüne kadar bir çok tiyatro oyununa yönetmenlik yapmış, film, dizi ve tiyatrolarda rol almış bunların yanı sıra bir de başarılarla dolu bir ressamlığınız var. Bunca başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Mesleğim gereği çok sunum yapıyorum. Bunu da en iyi şekilde yapma eğitimini almışım. Başarılı olmak için sahneye çıkmam. Çünkü en iyisi olma çabasıdır bu ya da meşhur olmak için bu meslek seçilmez. Sanatçı, sporcu, politikacı mesleklerini iyi yaparlarsa ünlü olurlar zaten.


Ege Aydan olarak kendi hedeflediğiniz başarıya ulaştınız mı yoksa ilerde sanatın farklı alanlarında da Ege Aydan ismine rastlayacak mıyız?
Profesyonel olarak oyunculuk yapıyorum ve ressamım. Burada hep bir üst basamağa ulaşmak için çabaladım. Yeni bir dal için yorgun ve doyumluyum. Hobisel yaklaşımlarım zaten var. Hem plastik hem fonetik sanatlarla haşır neşirim. Bunlar birbirlerini etkiler yani heykelde yontarsın, çamurda yoğurursun ama ressamsındır.


Son olarak "Behzat Ç. Ankara Yanıyor" filmi için biz hayranlarınıza söylemek istediğiniz küçük sürprizler var mı?
Sürprizsiz sanat olmaz. Sürpriz söylendiğinde etkisi biter. : )

                                                                                                            - Gülan Tolan.   

19 Nisan 2013 Cuma

Görmezden geliniz.


Evleri 5. kattaydı. 
Oturdukları apartmanın karşısında mezarlık vardı. Her gün o mezarlığa bakıp, "Her nefis ölümü tadacaktır." yazısını tekrarladı, her sabah ve her gece. 
Bitmek bilmeyen yinelemelerle doluydu hayatı hep aynı sözde.
Her gün "Bu b.ktan hayatta bir gün daha onlar için" diyordu kendine. Kendi için değil mezarda yatanlar için yaşıyordu. 
Bir gün 22'sinde ölmüş olan Sezen için yaşıyordu. Şehrin sokaklarını alt üst ediyordu. Ertesi gün 83'ünde yitip giden Mustafa Amca için Samatya'dan Yedikule'ye yürüyordu.
Bir başka gün şair oluyordu kimsenin tanımadığı, evinde kendini iple tavana asan..
Her gece ölüyor ve her sabah bir başkası için doğuyordu..
Bir gün daha diyerek..
Kim kendi için yaşıyordu ki zaten bu hayatta yaşayanlar için değil ölüler için yaşıyordu.
Her nefes onlar içindi.
Ya yarın olmasa?
Kimsesi yoktu zaten, toprağın 7 gömülü tahtalı ölülerinden başka.
Neriman Teyze için saksıdaki çiçekleri suluyordu, evi güneş almıyordu ama inatla bakıyordu çiçeklerine..
Bir umudu yoktu, beklentisi hiç olmamıştı.
6 yaşında farketmişti, bu hayatta öğrenebilecek tek şey deftere çizilen paralel çizgilerdi.
Daha sonra verilen her bilgi gereksizdi.
Ve gereksiz onlarca şey bilirdi, doğal naftalin nasıl yapılır? kan lekesi nasıl çıkar? bir duvara açılan kurşun delikleri nasıl kapanır? 
İnsanların görmezden geldikleri insanlarla otururdu, çünkü o da görünmezdi.
Yanından geçerdi sevdiği adam, ruhuna değerdi de bir türlü fark etmezdi onu.
Yaraları vardı o daha doğmadan önce yüklenen bedenine.. yaraları olan insanları gider bulurdu.
Çünkü anlaşılmaz bir bağ vardır bu insanlar arasında. Kimse bilmese de görmese de bulurlar birbirlerini.. Birbirlerine verirler yaralarını. Anlamaz yaralanmamış olan onları.
Onlar birbirlerinin yaralarını sararlar, kapanmasa da..
Bir gün camı açtı mezarlığın üzerinde yazan o koca koca yazıyı bağırarak okudu..
Herkes için bir gün yaşamaya çalışmıştı kendi için atladı.
Evleri 5. kattaydı.
Ve bütün hayatı yere çakılana kadardı.

12 Nisan 2013 Cuma

Yalnız yalnızken ve geceleri okuyunuz.

Yalnız geceleri ve yalnızken ağlanabilinecek hatıralar vardır. Darma dağınıksınızdır. Kendi dağınıklığınızda vururlar sizi. 
Yok.. bu hayat böyle olmamalıydı. 
Tanrım bi' hakkım daha olabilir mi?
Böylesi çok yanlış oldu çünkü. Bunca yanlış arasında doğrularımın da bi anlamı kalmadı ki.
Tanrım lütfen bi şansı daha hakedecek kadar iyi bi insan olmadım mı?
Otobüste yaşlılara, hamilelere, sakatlara ve hatta gençlere yer verdim. Otobüse sırf yer vermek için bindim, yere hiç çöp atmadım, insanları sevdim, hayvanları ve doğayı daha çok sevdim.
Tanrım iyi bi' insan olmak için başka ne yapmam gerekir? Lütfen bir şeyler söyle çünkü şu an çok yalnızım.
Dağınıklığımın arasında kaybolmuştum, kendi dağınıklığımı seninkiyle birleştirdim önce etrafa saçılmış çamaşırları topladım. Sonra masamın üzerinde biriken notları, kitaplığımdan her yerde kalmış olan kitapları aldım raflarına koydum. Sen otur diye açtım orayı. 
Geldin içeri "Bi' arkadaşa bakıp çıkacaktım." dedin ve gittin.
Ne kadar anlamsız değil mi? 
Espri niteliği taşıyan bu söz bu yazıda hiç komik olmadı sen de farkettin mi?
Tanrım ağlamak üzereyim omzuna yaslansam olur mu?
Bir gün bi' adam "Ne kadar hızlı koşarsan o kadar çabuk yorulursun demişti" bana. O günden beri olduğum yerde duruyorum. Yürümek istendiriliyorduğum ama kıpırdamıyorum, odamın içinde kök salıyorum.
Annem bir bahçıvandı beni yanlışlıkla denize ekti. Hasat vakti toplayamadılar dalgaları. Deniz üstü köpürdü bunuda Cem Baba söyledi.
Tanrım, farkındaysan saçmalıyorum. Çok zaman harcadım beni cennetine alsan olur mu?
Çiçekli elbiseler giydim sırf beni görün diye. Ama siz çimlere basarak yürüyen bir toplumun çocuklarıydınız, unuttum. Diğer bir çok şey gibi bunu da unuttum. Hatırlamamak en iyi meziyetim.
Sadece yalnız yalnızken ve geceleri..
Söylediğim yalanlara inan çünkü bunlar tek doğrular. Bir gün eğer başa sarmak istersen hayatı bunu yapma en nihayetinde ortalama bir hayat yaşayacağız ve bittiğinde söylediğimiz tek cümle: "Hayat standart." 
Daha fazlası için uğraşmaya değmez inan bana çünkü bu sefer de yalan söylüyorum.
İntihar edersem cehenneme gideceğimi söylüyorlar bence bu da yalan ya da doğru daha önce intihar etmiş biriyle bu konuyu hiç konuşmadım. Konuşabilseydim Yavuz Çetin'le konuşmak isterdim. Ona sadece "Bi' dahakine beraber atlasak olur mu?" derdim.
Tanrım farkındayım bunlar bir delinin saçmalıkları zaten aklımın yerinde olduğunu düşünmüyorum. Bu bana soracağın sorularda bi' artı puan taşır mı? Tamam çok ileri gittim kabul ediyorum.
İyisi mi sen beni affet Tanrım sadece yalnız yalnızken ve geceleri..

8 Nisan 2013 Pazartesi

Uyku arasında söylenmiştir önemsemeyiniz.

Hani içerisinde rüyanın dersiniz ya kendi kendinize "bu gerçek değil, bu rüya, uyanmalıyım!" bugünlerde nefes aldığım her saniye bunu yaşıyorum, "uyanmalıyım!"
Sanki yaşadığım hayat bana ait değilmiş gibi, ben yoldan geçerken tutup kolumdan biri, "5 dakika yerime bakar mısın?" demiş gibi. Sohbetin seni sıktığı noktada gözlerinin boşlukta kaybolup gitmesi gibi.
Nasıl bir şey bilmem anlatamıyorum da belki..
Ben bi' seferinde ölmüştüm. 
Küllerimden doğmaya zorladılar beni bir anka kuşu gibi, beceremedim. Öldüğüm yerde ne zamandır bekliyorum, bilmiyorum. Düzenli olarak aynı saatte aynı yerde olmaya özen gösteriyorum. Dakikaları tutturamıyorum ama problem değil. Zaten beklediğim yerde beklentilerim gerçekleşseydi bu adil olmazdı.
Hem unutmayınız ki; bir gün biri karşınıza çıkıp size adaletten bahsedecek olursa tek yapmanız gereken onun beynini havaya uçurmak olacaktır. Çünkü bu dünyada adalet kelimesine yer yoktur baylar.
Geçenlerde canım çok sıkılıyordu ve onu aradım gelirken bira almasını söyledim. Ayık kafayla konuşulmayacak bazı gerçekler vardır. 
Ben ona aklımın ucundan geçen her şeyi anlatıyordum, en ince kıvrımına kadar, beynimin kıvrımlarını kelimelere karıştırıyordum, kelimeler o kıvrımlardan çıkıp onun kulaklarında birer uğultuya dönüşüyordu. Onca çok anlattım ki kelimeler bittiğinde ve anlatacak bir hikâyem kalmadığında bana baktı:
"Bi' bira daha içer misin?" dedi.
Benim bütün bu b.ktan hikayem bi' bira daha içmek içindi.
Kalktım ayağa olduğum yerden koşmaya başladım, koşarak ulaşılmayacak hiçbir yer yok ona da söyledim.
Bu hikâye hatırına madem koştum bi' bira daha içelim, giderken kapıyı kapatma ışıklar sönmesin. 

25 Mart 2013 Pazartesi

Beckett-tir-et.

Ne yazarsam yazayım sonunda hep susacağım. Belki de yazı yazmaya hep susarak başlayacağım.
Aranızdan en günahsızınızı seçip her şeyi ona yükleyeceğim sonra bırakıp yere avucumdaki kır çiçeklerini yürüdüğüm tüm yolları geri koşacağım.
Öyle hızlı koşacağım ki ciğerlerim parçalanacak, ciğerlerim parçalansın diye koşacağım.
Her insan kendi iyi sonunu bilir. Ama birçoğu yaşayamaz.
Eğer kendini şanslı hissediyorsan bu yazıyı okumaktan vazgeç. Devam ediyorsan bi sandalye çek çünkü kahve söyledim. Ve soğuk bir kahve isimsiz mezara benzer.
Bu kış üç büyük hata yaptım;
Cansever okudum, kırmızı bir atkı aldım ve saklanmış yalnızlığımı dağıtmak için çok uğraştım.
Tek ayağımın üzerinde 56 kere sıçrayabilirdim ilkinde düşmeseydim. Bu kış yaptıklarımı bilsen benden nefret ederdin. Kendini önemli sanma çünkü değilsin derdim.
Herkesi sevebilirdim bunu bana dedem öğretmişti, sonsuz sevgi ne demek ondan öğrenmiştim. Birini sevdim ve bir daha kim sevgiden bahsetse elim ta..? hayır. :) 
Artık biliyorsunuz altıpatlarım olsa ilk kafama sıkardım.
Ama bi' kere severseniz bu dünyada bir daha affı olmaz hiçbir şeyin.
Bütün Burçaklar bence de yalandır!
Dünyanın en güzel ihtimali nedir? diye sorsalar: bir zamanlarda olsa biriyle bir bağ kurdun mu seneler sonra bile o bağı tekrardan hissedebiliyorsun. derdim.
Bazen sadece bir yerlere ya da birilerine yetişmek için yaşadığınızı düşünüyorum ya da sırf konuşmak zorunda olduğunuzu düşündüğünüzü. Susmak nedir bilmiyorsunuz, konuşuyor, konuşuyor ve sürekli kendinizi izah ediyorsunuz.
Ben böyleyimdir. Ben aslında şöyleyimdirdirler bitmek bilmez zırvalıklar ve zırvalıklar.
Daha iyi arabalara binmek daha iyi evlerde oturmak daha güzel ve daha ve dahası için ömrünüzü tüketiyorsunuz. Nefes almadığınızı bile düşünüyorum bazen.
Tüm bunlara sahip olduğunuzda daha özgür olduğunuzu düşünüyorsunuz! Ne büyük yanılgı! Derste, işte, trafikte, bir sonraki treni ya da otobüsü kaçırmamak için koşarken, 5 dakika sonraki iş görüşmesinde, tek tip yaşamlarda, size yüklenmiş misyonları yerine getirerek özgürleşiyorsunuz.
Sahi
Sınırları çizilmiş bir dünyada ne kadar özgür olabilirsiniz?
Buna inanan tüm Burçaklar bir adım geri atsın!
Ne derler bilirsin, hayatın kullanım kılavuzu yoktu bizde denedik ve yenildik.. 
- olsun gene dene, gene yenil, daha iyi...!
Neyse..
Bence sen tüm sözlerimi Beckett-tir-et.
Çünkü her şey gibi bunun da bi' önemi yok.




12 Şubat 2013 Salı

Biri açık olsun.


Annapurna'nın tepesinde oturmuş insanları izliyorum. Ben de aralarındayım. Uyuyorum, uyanıyorum, giyiniyorum, makyaj yapıyorum kahkahalar atıyorum bi' görsen çok eğleniyorum, içiyorum, geceler uzuyor sonra tekrar sabah oluyor ve birbirinin peşi sıra uzayıp giden günler... bi' öncekinin bi' sonrakinden hiçbir farkı yok.
Sonra bi' ses fısıldıyor: "Bu hayat senin değil."
Yukarı bakıyorum ama bulutlar kaplamış dağın tepesini kendimi göremiyorum. 
- Sizce okyanus ne kadar derindir? + 5m'den fazla olduğuna bahse girerim.
Sıcak bir gündü muhtemelen yazdı. Masalar kurulmuştu ben denize bakıyordum ve bekliyordum, garson geldi gerekeni yaptım ve iki çay söyledim biri açık olsun, gülümsedim. Garson gülümsemedi. Zaten ne zaman biri açık desem, hep ben gülümsedim ama o çok eski bi' yerde kanamış olanlar kurşuna dizildi.
Ben bekledim sen gelmezdin diye bekliyordum..
Derken geldin.
Konuştuk.
Konuşur gibi yapmış da olabiliriz verilen bazı bilgiler vardı ve senin söylediğin hiçbir bilgi bana ulaşmadı.
Sen konuştun sen konuşurken garsondan altıpatlar istemeyi düşündüm kafanı dağıtmak için değil
Sana uzatıp silahı "beni vur" diyecektim. Ve emin ol fonda Ahmet Kaya "Beni onlara verme" diye devam edecekti. Sen şaşmış biraz ürkmüş ve üzülmüş gibi "yapamam" diyecektin.
Ah nasıl da kendinden emin!
"Yaptın" diyecektim ben de çünkü yaklaşık 5 dakika önce iki el ateş ettin ilki sıyırıp geçti. İkincisi ise tam kalbime-idi.
Beynimden vurmanı tercih ederdim çünkü kalbinden vuruldu mu yaşama ihtimali oluyor insanın ve inan bana hiç de kolay olmuyor." diyecektim.
Sen öylece bakacaktın, öyle anlamsız bakacaktın ki silah benim elimde olsaydı beynini dağıtacaktım.
derken..
Saate baktım "Kalkalım sen geç kaldın sanırım?" dedin. Olay benim geç kalmam değil senin koşarak uzaklaşmak istemendi.
Kalktık sonra iyi niyet emsali cümleler kurup karşılıklı ayrıldık ben yerime tekrar oturdum.
Garsonu çağırıp iki çay söyledim, gülümseyerek, "biri açık?" dedi.
Altıpatlarım olsa önce ona sonra kendime sıkardım.